Bir Bağımlılık Senfonisi

Kasım 29, 2025 Yorum

 


Sevgili Sigaram,

Bugün, senin dumanınla arama mesafe koyuşumun 21.günü 8.saati 4.dakikası 51,52,53..saniyesi. Takvim yapraklarını değil de, sabahları ağzıma attığım o nane aromalı sakızların sayısıyla sayıyorum. Her biri, dilimde anlık bir serinlik vaat eden, ama senin sıcak, tanıdık acını asla yerine koyamayan ucuz birer yama.

Bir zamanlar biz, bir tür acil durum ikilisiydik. Çay demlenince, telefon çalınca, otobüs duraktan kalkınca... O anların keskin köşelerini yumuşatan tek araç sendin. Şimdi ise her an, olması gerekenden daha sert, daha çıplak geliyor. Oysa sen, küllüğün kenarında, hayatımdaki tüm o kırık dökük anların üzerine çekilmiş, saygıdeğer bir duman perdesiydin.

Aramızdaki şey, sorgusuz bir sadakatti. Ellerime sinmiş o isli sarılık, tenime kazınmış bir sadakat nişanesi gibiydi. Sen beni yakıp kül ederken, ben seni ciğerlerimde diriltirdim. Şimdiyse masamda duran şu tükenmiş sarı kalem bile aklıma seni düşürüyor. Oysa o, sadece cansız bir nesne; ne yandığından haberi var, ne de yaktığından."

Ama bir gün o perde yırtıldı.

Senden çok, beynimin en arka odasında taht kuran o Nikotin denen sessiz diktatörle yüzleştim. Sen onun sokaktaki yüzüydün sadece. Her sabah, uyanır uyanmaz kanıma karışıp, beni kalkmaya zorlayan, günümü planlayan görünmez bir efendiydi o. Bedenim, onun küçük kimyasal emirlerine itaat eden sefil bir askerdi. Ve ben, o emre uymayı "keyif" sanıyordum.

Düşünsene, her yer bu tiyatronun parçası: seni bakkallarda en gözde yere koyup, bir yandan da paketinin üzerine mide bulandırıcı bir fotoğraf yapıştırıyorlar. "Al ama alma," diyorlar bir nevi. Önce zehri dağıtıp, sonra "iyileş" diye sana pahalı yamalar satıyorlar. Bu, akıl alacak iş değil. Sanki tüm sistem, senin etrafındaki o üç dakikalık molayı bir ritüele çevirmemiz üzerine kurulu.

Senin en sinsice oyunun da buydu: Asla "sen" değildin aslında. Gerçek düşman, görünmez, kokusuz o cerrahtı. Beni yavaşça öldürürken, benim senin yokluğuna yas tutmamı sağladı. Evet, bu bir sanat. Bir köleye, hücresinin demirlerine şiirler yazdırmak gibi.

Şimdi senin yerini, telefondaki o dijital vaizler aldı. Bir uygulama açıyorum, içmediğim sigaraları saniye, dakika ve kuruş olarak hesaplıyor. Bana "kazandığın para" diye sundukları şey, seninle paylaştığım yalnızlık anının parasal karşılığı. Oysa sen, sabahın ayazında, o loş ve küçük balkonlarda tutuşturduğum, parayla ölçülemeyecek kadar kısa bir varoluş molasıydın. Hepsi bu.

Belki de insan yarasına neden tütün basar, şimdi anlıyorum. Tütün, yaranın kendisine değil, o yaranın derin, iç köklerine ulaşamamanın tesellisiydi. Canın en derinine inilemediğinde, dışarıya o dumanı üflemek, beyhude ama güven veren bir ritüel oluyordu.

Ve işin ironisi şurada: Senin paketinin üzerinde "Sağlığa Zararlıdır" yazıyor, ama hayatıma girip çıkan hiçbir insanın alnında bu uyarı yoktu. Oysa bir sevgili, bir dost, bir ihanet... Bunlar bir kamyon sigaradan çok daha öldürücü olabiliyor. Senin zararın, sadece tenimde solgun bir tırmık iziydi; onlarınki ruhumda hâlâ kanayan fay hatları açtı.

Şimdi sensizim. O uygulamada dönen saniyeler, kazandığım kuruşlar... Hepsi ölü bir ritmin yankısı gibi. Senin dumanınla doldurduğun o iç boşluğu, ne bir sakız ne de bir algoritma doldurabiliyor. Demek ki bir bağımlılığın sonu, yalnızca bir "kurtuluş" değilmiş. Aynı zamanda bir matemmiş. Bir tür veda merasimi: insan kendi şeytanını toprağa gömerken, bir yanını da o tanıdık ritüelle beraber oraya gömüyormuş meğer.

Hoşça kal, sevgili suç ortağım. Yaktığımız anlar ve paylaştığımız yalnızlıklar için teşekkür ederim.

Artık biliyorum: Sen sebep değil, sadece bir sonuçtun.

Belki seni bırakarak, sonunda kendimi zehirlemeyi de bırakmayı öğrenirim.

Kim bilir…

Kamu Spotu: Bu metin kurgu niteliğindedir. Bağımlılığı özendirme amacı taşımaz. Sağlığınız için sigara ve nikotinden uzak durunuz; kendinize iyi davranınız. 🌿