Takvim yaprağı koptuğunda zamanın aktığına inananlar, hayatın sadece bir rakam oyunundan ibaret olduğunu sananlardır; oysa bizim için zaman, bir ilerleyiş değil, günden güne derinleşen bir aşınmadır. Siz yeni bir yıla girdiğinizi sanırken, biz aslında sadece aynı yorgunluğun başka bir rengine uyanıyoruz. Aralığın bitmesiyle umudun başlayacağı masalı, tuzu kuru olanların birbirine anlattığı o parıltılı yalanlardan biridir. Bizim sokağımıza uğramayan o yeni yıl ruhu, aslında sadece vitrinlerde parlayan etiketlerin, her geçen gün biraz daha kabaran faturaların ve sessizce kapımıza dayanan yeni kaygıların ambalajıdır. Çünkü biz, "yeni" denilen her şeyin aslında başkalarından arta kalan birer "idare et" mirası olduğunu çok küçükken, abi ve ablalarımızın küçülen montlarını giydiğimizde öğrendik.
Büyüdüğümüzde de değişen pek bir şey olmadı; bu kez hayatın bize dar gelen, nefes aldırmayan o insafsız şartlarını üzerimize bir gömlek gibi geçirdik. Siz "yeniden başlamak" üzerine süslü cümleler kurarken, bizim "yeniden" dediğimiz şey, aynı yerden, aynı şiddetle tekrar düşmekten başka bir anlam taşımıyor. Herkesin birbirine "mutlu yıllar" dilediği o gürültülü anlarda, biz içimizdeki sesin biraz daha geri çekildiğini hissediyoruz; zira birilerinin yılı varken, bazılarının sadece geçiştirmesi gereken koskoca bir günü var. Kutlu olanın ne olduğunu sorduğumuzda ise karşımıza sadece süslenmiş bir gerçeklik çıkıyor; borç bitmiyorsa, mesai kısalmıyorsa ve ocağın üzerindeki tencere bir mucizeye muhtaçsa, takvimin değişmesi sadece bir illüzyondan ibaret kalıyor.
Bu düzende her şeyin bir piyasa değeri, her acının bir istatistiksel karşılığı var ama bizim içimizdeki o kurşun ağırlığındaki efkârın bir borsası yok. Piyasalar dalgalanırken, ekranlar kırmızıdan yeşile dönerken kimse bizim taban yapan umutlarımıza müdahale etmiyor, kimse bizim alım gücümüzle beraber eriyen hayallerimiz için devre kesiciyi çalıştırmıyor. Siz şampanya patlatırken biz kapı ziline sıçrayarak yaşıyoruz; çünkü bizim grafiğimiz ekmekle haysiyet arasına sıkışmış o incecik, titrek çizgiden ibaret. Sizin geleceğe dair devasa planlarınızın olduğu yerde, biz sadece "yarın sağ salim çıkar mı" sorusunun nöbetini tutuyoruz.
İşte bu yüzden, bu koca sistemin çarkları arasında sessizce eksilen herkes adına, evine ekmek götürürken yüzündeki çizgileri saklamaya çalışan baba adına, tencereyi kaynatırken içindeki kederi de beraberinde kaynatan anne adına konuşuyoruz. Sizin yeni yılınız sizin olsun, o ışıltılı dünyalarınızın parıltısı bizden uzak kalsın. Biz yine eskiden kalanla yetinecek, yine sabahı bir borç bilir gibi karşılayacağız. Ama her şey dönerken, piyasalar her sarsıntıda kendine yeni bir denge bulurken merak ediyoruz: Bizim bu zifiri karanlıkta biriken efkârımız hangi fiyattan açılacak ve hangi gün, hangi vicdanda son bulacak?

